|
|
Yeni Sayfa 1
| | | | |
GÜNCE............. Hazırlayan ; Sinem Özdemir
| | | | |
|

GÜNLERİN BUGÜN GETİRDİĞİ BASKI ZULÜM VE KANDIR
ANCAK BU BÖYLE GİTMEZ SÖMÜRÜ DEVAM ETMEZ
YEPYENİ BİR HAYAT GELİR BİZDE VE HER YERDE
1 MAYIS 1 MAYIS İŞÇİNİN EMEKÇİNİN BAYRAMI
DEVRİMİN ŞANLI YOLUNDA İLERLEYEN HALKLARIN BAYRAMI
YEPYENİ BİR GÜNEŞ DOĞAR DAĞLARIN DORUKLARINDAN
MUTLU BİR HAYAT FİLİZLENİR KAVGANIN UFUKLARINDAN
YURDUMUN MUTLU GÜNLERİ MUTLAK GELEN GÜNDEDİR
1 MAYIS 1 MAYIS İŞÇİNİN EMEKÇİNİN BAYRAMI
DEVRİMİN ŞANLI YOLUNDA İLERLEYEN HALKLARIN BAYRAMI
VERMEYİN İNSANA İZİN KANMASI VE SUSMASI İÇİN
HAKKINI ALMASI İÇİN KİTLEYİ BİLİNÇLENDİRİN
BİZLERİN ELLERİNDEDİR GELEN IŞIKLI GÜNLER
1 MAYIS 1 MAYIS İŞÇİNİN EMEKÇİNİN BAYRAMI
DEVRİMİN ŞANLI YOLUNDA İLERLEYEN HALKLARIN BAYRAMI
ULUSLARIN GÜRLEYEN SESİ YERİ GÖĞÜ SARSIYOR
HALKLARIN NASIRLI YUMRUĞU BALYOZ GİBİ PATLIYOR
DEVRİMİN ŞANLI DALGASI DÜNYAMIZI KAPLIYOR
GÜN GELİR GÜN GELİR ZORBALAR KALMAZ GİDER
DEVRİMİN ŞANLI YOLUNDA BİR KAĞIT GİBİ ERİR GİDER
|
|
Gönderen: Editor Tarih: 30.04.2008 Saat: 22:05 (8 okunma)
(yorumunuz? | Puan: 0) |
|
|
|
|
|
Editör bildirdi: "Beklenen gün geldi Karaözü Lisesinin Ve Karaözü'nün yetiştirdiği yörenin güzel sesi sevgili arkadaşımız Gültekin GÖK 02 MAYIS 2008 Günü saatler 21:00 'ı gösterdiğinde Şahruh'tan geçenleri ve az ötede kalanları etrafında buluşturmayı amaç edinmiş sevdası köyü ve çevresi olanları Atatürk İlkeleri tek rehberi olan SILA'da buluşmak anıları yaşatmak geride kalanlara küçücük bir faydamız olacaksa burada olmak en büyük amacımız. Biz de diyoruz ki adresiniz SILA olsun. Görüşmek ümüdiyle. www.karaozununsesi.com www.teneli.com www.igdeli.net www.radyonuzsila.tr.gg www.silaradyo.de.ki www.silaradyo.tr.gg www.turkmensitesi.com www.kizilpinar.de www.saracboylari.com www.atillaozgul.com adreslerinden ulaşabilirsiniz. "
|
|
Gönderen: Editor Tarih: 29.04.2008 Saat: 11:43 (17 okunma)
(yorumunuz? | Puan: 0) |
|
|
|
|
Domuzlar Körfezi Çıkartmasının 47.Yılı Kutlu Olsun. |
|
atiko bildirdi: "Küba yaptı,dünyanın tüm halkları da yapacak ümidiyle...Bugün Irak,Afganistan... Yarın TÜRKİYE...
16 Nisan akşam haberlerinde herkes avazının çıktığı kadar bağırdı.Tabiiiiiiii duyana....
Yakalanan PEJAK(hani şu pkk nın iran kanadı) askeri üyesi diyor ki:Amerika PEJAK'ı kurulduğundan beri destekliyor.
Yandan,bininen,Maraşa aslan yiğenim olurmu hiç?:-)))))))))"
|
|
|
|
|
|
|
BASKAN bildirdi: "Tüm Dünya Bilim Dünyası nefesini tuttu,Temuz ayında İsviçre de gerçekleştirilecek en büyük deneyi bekliyor. Bu Temmuz insanlık için yeni bir Milad olabilir,Temmuz 2008 den öncesi ve Temmuz 2008 den sonrası.Eğer herhengi bir aksilik olmazsa planlandığı şekliyle Temuz ayındaki deney insanlığa yeni ufuklar açabilecek,Deney milyarlarca yıl evvel evrenin oluşmasını sağlayan Big Bang ( Büyük Patlama) kadar önemli.Asıl amaç protonun parçalanıp sonsuz enerjiye dönüştürmek.Tam amacına ulaşaşırsa Kainatın sırları birazda olsa çözülecek tabi başka alanlardada hayat biraz kolaylacak sayısız faydaları olabilecek diye düşünülüyor.Deneyde yaklaşık dört yüzer ton ağırlığındaki iki vagonun önce maksimum hıza ulaştırıp sonra birbirleriyle çarpıştırılmasına eşdeğer, protonun parçalanıp sonsuz enerjiye dönüştürülmesi planlanıyor.Bu olur mu olmaz mı ? az kaldı hep birlikte göreceğiz.Şayet deney başarısız olursa yani bu çarpışma sonucu mutlaka bir enerji ortaya çıkacak işte bu enerji sonsuz olmazsa hiç bir anlam ifade etmeyecek.Çünkü sonsuza yakın bir enerji yoktur , enerji ya sonsuzdur yada değildir.Sonsuz olamamasıda başarısız olmuş demektir.Tabi tüm bunları Bilim adamları en ince ayrıntılarına kadar hesaplayıp yapıyorlar yapmaya çalışıyorlar tüm olasılıkları değerlendiriyorlar ama bu deney nihayetinde ilk kez yapılacak olmasından bakımından onlarda sonucu tam kestiremiyorlar.Biz bunları ancak basından takip edebiliyoruz kendi açıklamalarına göre kainatın sırlarının çözülmesinde işe yarayabilecek bir enerjinin bence de Sesin Atmosferde kaybolmadığını kanıtlayabilecek bir enerji olabileceğinide düşünerek Bu enerjinin nasıl muhafaza edileceğini nasıl kontrol altına alınabileceğini ve ne şekilde kullanılabileceğinide işin uzmanlarına bırakalım.
"
|
|
|
|
|
|
|
joseph bildirdi: "
"BU ÇOCUK OKU-MAAZ HATUN!..."
“Bu başlığı heceleyerek okursanız anlamı pekişir” diyor Halit Gürsoy ve devam ediyor:
“Bu çocuk okumaz” denilince kitap okumaz anlamında değildir.
Ülkemizde aileler çocuklarının okuyup meslek sahibi olmalarını isterler.
Çocuk, daha küçük ve haylazsa baba atılır:
“Hatuuun...Bu çocuk okumaz...”
Hanımı yanıt verir:
“Bırak bey...Niye öyle diyon? Zamanla akıllanır, sabret biraz...”
Ülkemizde Atatürk sayesinde, başbakan, meclis başkanlığı, anayasa profesörü olmuş insanlar vardır...
İşte son örneği:
“Zafer Üskül...”
Atatürk’ün sadece Türkiye’nin değil, dünya lideri olduğunu öğrenememiş bir profesör...
Eski ve çok hızlı bir solcu olduğu günlerde de beğenmez ve sevmezmiş Atatürk’ü...
Doğru olduğuna da eminim...
"
|
|
|
|
|
|
|
joseph bildirdi: "Soru çok yalın:
“Ülkeyi kötü yönettiği halde AKP seçimlerde oylarını nasıl arttırıyor ve kötü gidiş karşısında zeytinyağı gibi nasıl üste çıkıyor?”
Zeytinyağı taktiğini ayrıntılarını bir yazarımız sıralamış!..
Bakın neler diyor:
“Eğitimde işler kötü ama bu AKP’nin değil, halka dayatılan laik eğitimin suçu.”
Ekonomi perişan, ama bu AKP’nin değil, yeterince yeşil olmayan sermayenin suçu.
“Adalet bozuk, ama bu AKP’nin değil, şeriat yasalarını uygulamamayanların suçu.”
Terör azdı, ama bu AKP’nin değil, teröriste sayın demeyenlerin suçu.
“Sağlık çöktü, ama bu AKP’nin değil, üfürükçü yerine dok tora gidenlerin suçu.”
Din tarikatların oyuncağı oldu, ama bu AKP’nin değil, halifeliği kaldıranların suçu.
“Güvenlik mafiş, ama bu AKP’nin değil, Amerikan karşıtlığı yapan ulusalcıların suçu.”
Katılımcı demokrasi işlemiyor, ama bu AKP’nin değil, demokrasinin suçu.
“Tarım bitti, ama bu AKP’nin değil, anasını alıp da gitmeyen köylünün suçu.”
Sosyal güvenlik iflas etti, ama bu AKP’nin değil, fitre ve zekat vermeyen laik kafaların suçu.
Yani,
“Çürüme, iflas, parçalanma AKP’nin değil, bağımsız, laik, demokratik Türkiye’nin sonu...”
Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı meclisten geçecek artık bu kesin. Herhalde AKP’nin cevabı aşağıdaki gibi olacak.
"
|
|
|
|
|
|
|
Büyüklerimiz kendi imkanları ile yöreye hatta bölgeye, emsal teşkil edecek okul yaptılar. Bu alın teri sayesinde her dönem yüksek okuryazar oranıyla yetiştirdiği insanlarıyla etrafa parmak ısırtdı Karaözü. Yıllarca bize emek veren öğretmenlerimiz, onurlu insanlar yetiştirmekten ve o gururu yaşamaktan fazla bir şey beklemediler. Emeği geçenlere minnettarız ve bu minnettarlığımızı Karaözü dışında yaşayan, ama yüreği oradan gelecek iyi ya da kötü haberle çarpan, bir gün mutlaka Karaözü diyen ve de oradan aldığı kültürle, Türkiye’nin çeşitli illerinden ama sadece bir avuç Karaözü sevdalısı olarak, küçük bir minnet borcu ödemeyi kendimize görev bildik.
Karaözü eğitim kurumlarından biri olan ve yine sevgili dostumuzun adını taşıyan, Şehit Er Mustafa Topçuoğlu İlköğretim okuluna, ALTIN SINIF adını uygun gördüğümüz Dijital Tahta-Notebook-Projeksiyon-Ses Sistemi ve 8 yıllık Milli eğitim Bakanlığı müfredatını kapsayan 4.000,00.- YTL tutarlı akıllı sınıf olarak bilinen eğitim sistemini okulumuzun bir sınıfına kurmayı başardık.
|
|
|
|
|
|
|
ilkin bildirdi: ""Sevgi" başka nasıl anlatılabilir ki ? !...
"SEVGİ", Görmeyen birinin yüreğiyle görebildiği,
ümmi birinin halk felsefesiyle dizebildiği dizelerle işte böyle anlatılır :
Güzelliğin on par'etmez
Bu bendeki aşk olmasa
Eğlenecek yer bulaman
Gönlümdeki köşk olmasa
"Sevgi, gerçeği güzelleştirir;
O'nu en iyi yere taşır.... ""
|
|
Gönderen: ganta Tarih: 23.03.2008 Saat: 20:49 (39 okunma)
(yorumunuz? | Puan: 0) |
|
|
|
|
|
|
Gönderen: ganta Tarih: 13.03.2008 Saat: 17:17 (59 okunma)
(yorumunuz? | Puan: 0) |
|
|
|
|
|
joseph bildirdi: "Gönderebildiğiniz kadar çok kişiye gönderiniz... Sonuçta bu hizmetlerden bizler ve çocuklarımız yararlanacağız!!!
Şu anda mecliste bekleyen 5510 sayılı (Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) yasa tasarısı eğer yasalışırsa pek çok hakkımızı kaybedeceğiz.
"
|
|
|
|
|
|
DÜNYA KADINLAR GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN |
|
|
Gönderen: ganta Tarih: 08.03.2008 Saat: 11:56 (39 okunma)
(yorumunuz? | Puan: 0) |
|
|
|
|
SAKİN OLUN KAPATILACAK BELEDİYELER |
|
Ziyaretci bildirdi: "
ANKARA (ANKA)- Nüfusu 2 binin altında olan 869 belde belediyesi ile Büyükşehir sınırları dahilindeki ilk kademe belediyelerinin tüzel kişiliklerini kaldıran, 42 yeni ilçe kurulmasını öngören Hükümet Tasarısı Meclis Başkanlığı'na sunuldu. Tasarı bugün İçişleri Komisyonu'nda ele alınacak. Tasarının önümüzdeki yıl yapılacak yerel seçimlerde uygulanabilmesi için 28 Mart'tan önce yürürlüğe girmesini sağlamak amacıyla önümüzdeki hafta Genel Kurul'da yasalaşması bekleniyor.
Meclis Başkanlığına sunulan, “Büyükşehir Belediyesi Sınırları İçerisinde İlçe Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısıyla” kapatılacak belediyeler İl Özel İdareleri'ne 'şube' olarak bağlanacak ve İller Bankası payı 10 yıl süreyle özel idarelerin hesabına aktarılacak.
Tasarıyla; Tüzel kişiliği kaldırılan belediyelerin bulunduğu yerleşim birimlerinde, hizmetlerin aksatılmadan yürütülmesi amacıyla, ilgili belediye veya Büyükşehir belediyesi ve köye dönüşen yerlerde il özel idaresi veya k42 YENİ İLÇE KURULUYOR-
Tasarıyla; İstanbul'da 8, Ankara'da 1, İzmir'de 2 olmak üzere 42 yeni ilçe kuruluyor. Tasarıyla birlikte büyükşehir belediye sınırları içinde 42 Yeni düzenlemede 283 ilk kademe belediyesi tamamen kaldırılırken 8'i de büyükşehir dışına çıkartılıyor
"
|
|
|
|
|
|
Makale: ÖĞRETMENİM TAHİR ÖZDEMİR |
|
nikos bildirdi: " Nazım Kılıç
ÖĞRETMENİM TAHİR ÖZDEMİR
Kimi binaların düz dam, kimi binaların çatılı olduğunun ayrımını yavaş yavaş anlamaya başlamıştım. Çatılı binaların zenginliğin ilk belirtisi olarak belleğimde yer edinmesi çocukluğumun sonuna dek sürdü. Komşumuzun iki katlı, çatılı evine uzun uzun bakınca sanki içini görecekmişim hissine kapılırdım. Bundan sıkıldığımda kiremitlerini saymaya başlardım. Bütün kış kapalı kalan bu evin sahiplerinin nereye, neden gidip geldiklerini anlamazdım. Sonbaharda iki küçük kızla terk edilen eve, yazın üçüncü bir kız katılarak dönülmüştü. İki kız kardeşe yabancı zayıflığı yakıştırdığımızdan, bizden büyük olmalarına karşın sataşma cesareti gösterirdik. Kim bilir evlerine kaç yaz rahatça çeşmeden bir sitil su götürebildiler. Bu arsız davranışımızı geliştiren şey ne olabilirdi ki, sanırım kıskançlıkla karışık zayıflığımızdı. Çünkü daha güzel konuşurlar, daha iyi giyinirlerdi.
1973 yılıydı. Evde en küçük bir dönüş belirtisi yoktu. Okullar açıldı. Okul müdürümüz yeni öğretmenimizle sınıfa girerek onu öğrencilerle tanıştırdı. Kalın kaşlarından dolayı ona Atatürk Kaşlı Tahir adını koyduk. Öğretmenimiz birkaç gün sonra denetimi tamamen eline geçirmişti. Ona göre başarı süreklilikti. Hep daha iyi olunmalıydı. Okul sonrası eğlencelerimizden; futbol, uzun eşek, ahmınlıkla değnek kırmaç, ara kesti, damda tepik dövüşü, plak, toplu saklambaçtan yavaş yavaş çekilmeye başladık. Oyun açlığı dayanılmaz hale geldiğinde öğretmenimizin göremeyeceğini düşündüğümüz onun evinin hemen sırtındaki sınıf arkadaşımız Ergün’ün yüksekliği yer yer dört-beş metreyi bulan evlerinin damında futbol oynardık. Düşen topu almaya giden sınıfımızın türkü solisti, güzel sesli, çalışkan öğrencilerden Ergün’ü öğretmenimizin görmesiyle bu kaçamağın da sonu gelmişti. Bu denemeler bir sonraki gün okulda etraflıca bir dayakla ödüllendirilirdi.
Sık dayak nedeniyle öğretmenimizden nefreti engelleyen onun üretkenliği, öğreticiliğiydi. İlk tiyatro oyununu onunla oynadık. Rüya gibi bir şeydi. Hayatın hiç bilmediğimiz soyut yanını, yaratıcılığı keşfetmiştik. Sıkı çalışmanın sonucunda yıllar sonra köyden iki öğrenci parasız yatılı sınavını kazanmıştı. İyi öğrencileri daha zayıflarla karma yaparak kaynaştırır, onlara da dersi sevdirmeye çaba gösterirdi. Çoğumuz gibi içeriye sert ve acımasız, dışarıya hoşgörülü bir kişilikti. Çalışkan, yetenekli, zeki, dürüst ve asabiydi.
Güle güle sevgili öğretmenim, ayakta kaldıkça ürettin, geçtiğin yerlerde derin izler bıraktın. Zor insandın, ama daha ne yapabilirdin ki?… Hayata geldiğimizde neyimiz kendimize ait ki?
"
|
|
|
|
|
|
|

*Çıkış Yolu!..*
*Laik Cumhuriyeti savunmaya kararlı her yurttaş, hükümetin antidemokratik
uygulamaları karşısında, toplumsal tepkisini olanca gücüyle ortaya koymalı;
anayasal kurum ve kuruluşların da desteğinde, halkın geniş katılımıyla bir
"ulusal cephe" oluşturulmalı ve AKP hükümeti en kısa sürede iktidardan
uzaklaştırılmalıdır!..*
*O. Doğu SİLÂHÇIOĞLU*
Türkiye'de bugün Cumhuriyet'in geleceğinden endişe duyan geniş bir kesim,
neler yapılması gerektiğini düşünüyor!..
Çünkü Türkiye'nin getirildiği nokta kaygı verici!.. İçinde bulunduğumuz
durum; Türkiye Cumhuriyeti'nin ülke bütünlüğüyle ve ulus tümlüğüyle;
*"bölücü/ayrılıkçı
hareket" *ve *"siyasal İslam"* belasıyla karşı karşıya olduğunun açık
resmidir!..
|
|
|
|
|
|
Acaba Sayın Devlet Bahçeli bir CIA ajanı mı? |
|

Acaba Sayın Devlet Bahçeli bir CIA ajanı mı?
Osmanlı İmparatorluğunun enkazı üzerine tüm dünyanın hayretle izlediği çağdaş, laik, bilime dayalı bir Cumhuriyet yaratan Türk Ulusu 84 yıl sonra Orta Çağ heveslilerinin hücumuna uğradı. Atatürk’ün koltuğuna, Cumhuriyet düşmanı, laiklik düşmanı, çağdaşlık düşmanı, ortaçağ heveslisi birisi talip oldu. Atatürk İlke ve Devrimleri ile Türkiye Cumhuriyetine bağlı olanlar canlarını dişlerine takmışlar ve hukuksal yoldan bir çözüm üretmişlerdi. Anayasa ve geçerli diğer hükümlere göre birinci turda 367 rakamı bulunmalıydı. Bu rakamı ancak akılla uzlaşarak ve Türkiye Cumhuriyetinin temel ilkelerini feda etmeyerek bulabileceklerdi. Sonra tek başına Bahçeli çıkıp geldi ve her şeyi allak bullak etti. Artık AKP’nin ne akılla ne cumhuriyetle ne de Atatürk İlke ve Devrimlerini korumak kollamakla ilgili bir endişesi kalmadı. Sağ olsun Bahçeli tek başına orta çağa giden yolları açtı, demokratik uzlaşma ve akıl sistemini BERTARAF etti.
|
|
|
|
|
|
|

Bir grup akademisyen tarafından, "Öğretim üyelerinden üniversitede özgürlük
bildirisi" başlıklı metin imzaya açıldı. Bildiriye imza veren öğretim
üyeleri arasında Gazi Üniversitesi'nden Prof. Dr. Levent Köker, Selçuk
Üniversitesi'nden Doç. Dr. Şaban Çalış, Bilgi Üniversitesi'nden Prof. Dr.
Ali Nesin, Bilkent Üniversitesi'nden Prof. Dr. Ümit Cizre, ODTÜ'den Prof.Dr.
Elisabeth Özdalga, Bahçeşehir Üniversitesi'nden Prof. Dr. Eser Karakaş, Gazi
Üniversitesi'nden Prof.Dr. Naci Bostancı, Prof. Dr. Mümtazer Türköne ile
Gazi Üniversitesi'nden Prof. Dr. Atilla Yayla da yer alıyor. Değişik
üniversitelerden öğretim üyelerinin imza attığı bildiride şu ifadelere yer
verildi:
"Öğretim üyeleri olarak, bizler, kılık kıyafet konusunda yıllardır uygulanan
politikaları ve son günlerde yapılan tartışmaları yakından ve kaygıyla
izliyoruz. Üniversitelerin düşünce, ifade, din ve inanç özgürlükleri ile
eğitim ve öğretim gibi en temel insan hakları karşısında yasakçı değil,
özgürlükçü bir tavır alması gereken kurumlar olduğunu düşünüyoruz.
Üniversitelerimizin çağdaş uygar toplumlara yaraşır biçimde özgürlüklerle ve
bilim üretimiyle anılmasını istiyoruz. İstisnasız her demokratik ülkede
olduğu gibi, üniversitelerimizde de kılık kıyafet serbestliğinin hiçbir din,
inanç, düşünce, ırk, grup ve cinsiyet ayrımı yapılmaksızın bütün öğrencilere
tanınması gerektiğine inanıyor, aksi yöndeki tüm düzenleme ve uygulamalara
bir an önce son verilmesini talep ediyoruz."
Yukarıdaki gazete haberini okuduğum zaman şaşırmadım, ama uzun zamandır
yazmak isteyip de yazamadıklarımı düşünmeye başladım ve sanırım zor
bitireceğim bir yazı olacak. Sevgili Ali bu mektubu sana yazıyorum ama,
seninle beraber imza atan herkesi kapsıyor.
Sevgili büyüğüm Ali,
Önce imzaladığınız bildirideki kimi sözcüklerin üzerinde durmak istiyorum.
|
|
|
|
|
|
Sağlıkla ilgili çok önemli bilgilendirme. |
|
joseph bildirdi: " Devlet hastanelerinin sevk ettiği özel görüntüleme merkezleri ve özel hastaneler işleme başlamadan önce bir miktar ek ücreti olduğunu söyleyip sizden ücret talep ediyorlar.
"
|
|
|
|
|
|
UĞUR MUMCU'YU SAYGIYLA ANIYORUZ |
|


Demir ağlarla ördük ana yurdu dört baştan” mısrası, genç bir Türkiye’nin onuncu yılında mutlu yarınlara seslenişiydi. Gel gör ki, birkaç on yılın ardından Türkiye batılı tarifiyle iktisaden geri kalmış bir ülke oldu.
|
|
|
|
|
|
|
Süleyman Görgülü bildirdi;
BAK POSTACI GELMiYOR! Ben hep bu şarkıyı söylerdim çocuklugumda, Bak postacı geliyor / Selam veriyor Herkes ona bakıyor / Merak ediyor Çok teşekkür ederim / Postacı sana Pek sevinçli haberler / getirdin bana Bugünlük de bu kadar / Darılmayınız Yarın yine gelirim / Hoşçakalınız Haydi git güle güle / Uğurlar olsun Ellerin dert görmesin / Kısmetle dolsun… ilkdefa Postacıyı Kayseride gördüm Ben hep bu şarkıyı söylerdim çocuklugumda, mektupları ben Postacı’dan beklerken, bizim köyden Sarıoğlana kim giderse mektupları o kişi alıp getirirdi, ta ki ortaokula gidene kadar. İlk defa Postacıyı Kayseride gördüm; mektup getirmese de ilk görüşümde Polise benzetdim, resmi elbiseli özel şapkalı, öyle birde havalı ki! Çocukluğumda işde bu Postacı şarkısını söyleye, söyleye Postacıya karşı ayrı bir sempati duydum, ve hala da öyleyim. Nerde bir Postacı görsem heycanlanırım, bana sevinçli bir haber verecek diye. Nerde o eski Postacılar!
|
|
|
|
|
|
|
joseph bildirdi: "Bu yazıyı geçen yıl yazmıştım. Ama ne yapayım, bu yılki asgari ücret yazıma bakınca tekrar etme gereği duydu. (Hoş!. aslında sizlere yazının sonundaki fıkrayı anımsatmak istedim.)
"
|
|
|
|
|
|
|
PINARRR bildirdi: "İzmir KAR-DER üyesi merhum Gülcan (Tatar) Öztürk'ün 40. ölüm günü nedeniyle ailesi tarafından 04/01/2008 cuma günü saat:13.00 'de dernek lokalinde ruhu için yemek verilecektir.
Tüm Karaözü ve sevenlerine duyurulur."
|
|
Gönderen: Editor Tarih: 31.12.2007 Saat: 13:51 (72 okunma)
(yorumunuz? | Puan: 0) |
|
|
|
|
|
joseph bildirdi: "Asgari ücret, uzun bir aradan sonra ilk kez işçi, işveren ve hükümetin uzlaşması ile belirlendi.
Asgari ücret, uzun bir aradan sonra ilk kez işçi, işveren ve hükümetin uzlaşması ile belirlendi.
Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun yaptığı toplantı sonrasında açıklama yapan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, asgari ücretin 2008’in ilk altı ayında yüzde 4, ikinci altı ayında yüzde 5 artırılmasının kararlaştırıldığını söyledi.
Zamla birlikte asgari ücret 2008’in ilk yarısında brüt 608, net 435 YTL; ikinci altı ayda ise brüt 638, net 457 YTL’ye yükselecek.
"
|
|
|
|
|
|
|
meehatipoglu bildirdi: "
"Sevda çiçekleri büyüyor yüreğimde
Alı al, moru mor, mavisi mavi
Daha bir güzelleşiyorum seyreyledikçe
Yalnızlıklarımın kör karanlığında
Gökkuşağı renkleri duyumsatıyor içimde
Şiir..."
Şiir, bizi içinde yaşadığımız dünyadan alıp bambaşka bir hayal, masal dünyasına götürendir. İçimizdeki evrene, doğaya (pek tabii ki insana) olan sevdamızı en iyi dile getirendir. Sanmıyorum ki; ömrünün belli bir döneminde şiir yazmamış ve onun gizemli dünyasına girmeyi arzu etmemiş tek kişi olsun. Naçizane ben dahi Ferruh (Toruk) dostumla ortaklaşa "Gönül Köprüsü" adlı bir şiirimsi kitap yayınladık. ABC Kitabevi satışta bize destek dahi oldu. Kitabımız bir adet sattı.Onu da en yakın dostlarımdan Bilal aldı. Kitabevi kapanınca elimizdekileri eşe dosta dağıttık hala bitiremedik.
"
|
|
|
|
|
|
|

Bütünlüktür sevgi. Bana dokun, bireysel bağımsızlığıma değil. Önce benim yoldaşım ol, sonra yoldaşı olmayan bütün yolcuların. Önce benimle izle bir filmi sonra herkese anlat. Önce bana söyle sevginin şarkısını, sonra herkes duysun… Sev beni… O kadar sev ki bütün dünyayı kapsasın sevgin.
Hıncal: Araya girmeyeyim diyorum Haşmet ama girmeden de duramıyorum. Şimdi önce şu bütünlük meselini anlayalım, holistik bir şey mi yani buradaki bütünlükten kasıt. Hem bana dokun denmiş, sev beni denmiş, hem de bireysel bağımsızlığıma elleşme denmiş. Bunu anlayamadığımı belirtmek isterim. Önce benimle film izle denmiş ayrıca. Seninle izlediğim filmi herkese anlatırsam, ayan edersem neler olur biliyor musun sen Haşmet? Öyle bir şey isteniyor ki burada “beni okadar çok sev ki beni sevdikten sonra sevgin bütün dünyayı kapsasın” deniyor. Ba ba ba ba! Bu ne büyük bir “sen”cilliktir Haşmet. Bu işin içinden ne “bütün” bir dünya çıkabilir ne de bir ufacık “ben”.
Haşmet : Sevgiyi konu aldık Hıncal hocam bu kez.
Hıncal : Bak işte işim bu. Neymiş senin sevgi ile sorunun.
|
|
|
|
|
|
|

SARP ÖZTÜRK bizden biri.
Halden anlar, haller anlatır. Karacaoğlan la gezer, Köroğlu’yla at biner, Dadaloğlu’yla cenk eder, Pirsultanla sallanır darağacında. Yüreklere dokunur sesi ile. Bir mutlu tını olur kulaklarımızda sazının teli.
Çok yakında çıkaracağı albümü ile besteleri, sesi ve müziğiyle bizlere daha yakın olacak.
Türk’ü anlar türkü dinleyen.Türküyü onunla daha çok seveceğiz.
|
|
|
|
|
|
Makale: KARAÖZÜ VE YÖREYE EMEGI GECENLER 2 |
|
Zeki Işik bildirdi;
KARAÖZÜ VE YÖREYE EMEGI GECENLER 2
Karaözüye emegi gecenler yazi dizimize sirasiyla devam etmeye gayret göstermeye devam ediyoruz. Burdaki tek amac Karaözü insaninin gecmisteki zor sartlar altinda gelecege yeni nesillere nasil bir Karaözü yarattiklarini elimizden geldigi kadariyla yansitmaya calisacagiz.
|
|
|
|
|
|
TEKKE VE ZAVİYELERİN KAPATILMASI |
|
Attila Uçar bildirdi;
TEKKE VE ZAVİYELERİN KAPATILMASI
30 Kasım 1925 tarih 677 sayılı kanunla çıkarılan ve aynı sayıyla 13 Aralık 1925 yılında yürürlüğe giren “Tekke ve Zaviyelerin kapatılması” kanunundan bahsedeceğim. Aradan geçen 82 yılda neler olduğuna bir bakalım.
|
|
|
|
|
|
Makale: KARAÖZÜNE EMEGI GECENLER |
|

Zeki Işık bildirdi;
KARAÖZÜNE EMEGI GECENLER
GURUR TABLOSU
24 KASIM
1954 yili yapilan yerel secimde BATTAL DOGANAY muhtar olur. Partili olmasina karsilik görevinde yansizdir. Ögretmenlerle uyum icinde okul gereksimlerini zamaninda karsilar.
1929 yilinda MURTAZA AVCU tarafindan yapilan ilk okul binasi oldukca yipranmistir. 32 yasindaki genc muhtarin ilk emeli bu okulu yenilemektir. Karaözü sivas arasinda mekik dokur. Milliegitim müdürü konuya sicak bakmiyor. Eger biz Karaözü ilk okulunu onarima alacak olsak Sivasin bütün köy okullarini ele almak gerekir der.
|
|
Gönderen: Editor Tarih: 23.11.2007 Saat: 20:46 (379 okunma)
(Devamı... | 9705 byte kaldı | Makale | Puan: 0) |
|
|
|
|
|

Özel olmak, herkes olmama, farklı olmak için zora ki yapılanın dışına taşma, tüketim delisi olmadan toplum da hissedilmek için anarşist bir kılığa bürünmeden özel olmak
|
|
|
|
|
|
|
Gultekin bildirdi: "

M u s t a f a K e m a l A t a t ü r k
TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NİN KURUCUSU VE İLK CUMHURBAŞKANI ATATÜRK (1881-1938)
Mustafa Kemal Atatürk 1881 yılında Selânik'te Kocakasım Mahallesi, Islahhane Caddesi'ndeki üç katlı pembe evde doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım'dır. "
|
|
|
|
|
|
| |